Anasayfa / Blog / KKTC ve Türkiye'de Coğrafi Hedefleme
Reklam & Pazarlama

KKTC ve Türkiye'de Coğrafi Hedefleme

Coğrafi hedefleme şehir seçmekten ibaret değil: bulunma ile ilgilenme farklıdır, yarıçap bazen şehirden isabetlidir, KKTC ölçeği ayrı bir risk taşır.

28 TEM 20267 dk okumaYazan Dijipal
Teklif al →

Yazı

Reklam panelinde konum hedefleme genelde tek bir kutucuktan ibaret görünür: bir şehir yaz, listeden seç, devam et. Oysa bu kutucuğun arkasında birbirinden farklı iki soru saklanıyor ve ikisini karıştırmak, bütçenin bir kısmının hiçbir zaman erişemeyeceğiniz kişilere gitmesine yol açabiliyor. KKTC gibi küçük ve Türkiye gibi büyük bir pazarda aynı anda çalışan bir ajans için bu ayrımı doğru kurmak, kampanya kurgusunun geri kalanından daha belirleyici bir adım.

Bulunduğu yer mi, aradığı yer mi

Google Ads ve Meta reklamları, bir bölgeyi hedeflerken aslında iki ayrı kitleyi aynı ayarın altında topluyor: o an fiziksel olarak o bölgede bulunanlar ve o bölgeyle ilgilendiği için arama yapanlar. Varsayılan ayar çoğu zaman ikisini birden kapsıyor, çünkü platformun mantığı erişimi daraltmak değil genişletmek üzerine kurulu.

Bu ayrımın pratikte ne anlama geldiğini bir örnek netleştiriyor: adaya hiç ayak basmamış ama tatil planı yaptığı için "Kıbrıs" araması yapan biri, otel ya da tur işletmesi için tam da hedeflenmesi gereken kişi. Aynı kişi bir mahalle fırınının reklamına para harcatıyorsa bu, bütçenin boşa gitmesinden başka bir şey değil. Fırının hedeflemesinde "ilgilenen" katmanının kapatılıp yalnız "bulunan" seçeneğinde kalması gerekiyor; otelin hedeflemesinde ise bu katman asıl değeri taşıyor.

Yarıçap ne zaman şehirden daha isabetli

Şehir ya da ilçe sınırıyla hedeflemek idari bir çizgiyi esas alıyor; oysa müşteri davranışı o çizgiyi tanımıyor. Fiziksel bir mağaza ya da yerinde hizmet veren bir işletme için genellikle bir noktanın etrafına çizilen yarıçap, idari sınırdan daha gerçekçi bir kitle veriyor. Lefkoşa'nın kenar mahallesinde oturan biri, şehir merkezindeki bir dükkâna, sınırın öte yanındaki bir yerleşimden daha kolay ulaşabiliyor; hedeflemeyi ilçe adına göre kurmak bu kişiyi dışarıda bırakabiliyor.

Yarıçap seçiminde belirleyici olan işin kendisi. Servis alanı geniş bir tesisatçı ya da nakliye firması için yarıçap otuz-kırk kilometreye kadar genişleyebiliyor; günlük ziyaretçi trafiğine bağlı bir kafe ya da güzellik salonu için bu birkaç kilometreyle sınırlı kalıyor. Şehir hedeflemesi ise birden çok şubesi olan ya da bir il genelinde hizmet sunan işletmeler için hâlâ daha doğru seçenek — mesele hangisinin evrensel olarak iyi olduğu değil, hangisinin işin fiziksel gerçeğine denk düştüğü.

KKTC'nin ölçek sorunu: dar hedefleme kitleyi öğrenilemez hale getirebiliyor

KKTC'de nüfus küçük olduğu için hedeflemeyi daraltmanın bir maliyeti var ve bu maliyet çoğu zaman fark edilmiyor. Bir yarıçapla belirli bir ilgi alanını ya da davranış grubunu aynı anda daraltmak, geriye platformun öğrenebileceği kadar bir kitle bırakmayabiliyor. Algoritma yeterli sinyali toplayamadığında teslimat düzensizleşiyor, maliyet dalgalanıyor ve kampanya hiçbir zaman istikrarlı bir seyre oturamıyor.

Bu durumda çözüm hedeflemeyi tamamen genişletmek değil, hangi katmanın gevşetileceğine karar vermek. Konum dar tutulacaksa ilgi ya da davranış katmanının biraz açılması, ya da tam tersi, kitleyi öğrenilebilir bir büyüklüğe getiriyor. Adadaki bir kampanyayı büyük bir şehirdeki kampanyayla aynı sıkılıkta kurmak, küçük pazarın gerçeğini görmezden gelmek oluyor.

Türkiye tarafında karar: il il mi, ülke geneli mi

Aynı bütçeyle Türkiye'yi hedeflerken önde iki yol var: İstanbul, Ankara, İzmir gibi illeri ayrı ayrı kampanyalarda tutmak ya da tek bir ülke hedefiyle dağıtımı platforma bırakmak. Bu seçim sezgiyle değil, elde birikmiş veriyle yapılıyor. İl bazlı ayırmak hangi bölgenin gerçekten dönüşüm getirdiğini görünür kılıyor, ama her ile yeterli bütçe düşmediğinde her bir kampanya kendi başına anlamlı veri üretemeyecek kadar küçük kalabiliyor.

Tek ülke hedefiyle başlamak, platformun kendi içinde nereye ağırlık vereceğine karar vermesine izin veriyor ve düşük bütçelerde genellikle daha istikrarlı bir teslimat sağlıyor. Doğru yaklaşım genelde ikisinin sırayla kullanılması: önce ülke geneline yayılmış bir kampanyayla hangi bölgelerin öne çıktığını gözlemlemek, sonra bütçe büyüdükçe öne çıkan illeri kendi kampanyasına ayırmak. Bu kararı geciktirmenin bedeli yok; asıl risk, il ayrımına veri birikmeden, yalnızca "büyük şehir" varsayımıyla erken geçmek.

Dil hedeflemesi konum hedeflemesi değildir

İki ayar birbirine karışan bir başka nokta. Bir platform kullanıcıyı cihaz ya da tarayıcı dili üzerinden Türkçe konuşan biri olarak işaretleyebiliyor; bunun kişinin fiziksel olarak nerede olduğuyla hiçbir ilgisi yok. Almanya'da yaşayan, tarayıcısı Türkçe olan bir kullanıcı, konum hedeflemesi doğru kurulmamış bir kampanyada KKTC ya da Türkiye'ye özel bir teklifi görebiliyor — hiçbir zaman o teklifi kullanamayacak olsa bile.

Bunun tersi de oluyor: Türkiye'de yaşayan ama cihazını başka bir dile ayarlamış bir kullanıcı, yalnız dil filtresine göre kurulmuş bir hedeflemede tamamen dışarıda kalabiliyor. Doğru kurgu, konum ve dil katmanlarını birbirinden ayrı düşünüp her ikisini de kendi mantığıyla ayarlamaktan geçiyor; birini diğerinin yerine kullanmak, kitlenin bir kısmını sessizce kaybettiriyor.

Google İşletme Profili aynı niyeti başka bir kapıdan karşılıyor

Yerel arama tarafında Google İşletme Profili, reklam olmadığı halde reklamla aynı niyete hizmet ediyor: "yakınımda" ya da bir hizmeti şehir adıyla birlikte arayan kullanıcı, haritada çıkan sonuca reklamdaki kadar güveniyor. Bu profilin güncel tutulması — doğru adres, çalışma saatleri, doğru kategori seçimi — ücretli hedeflemenin üzerine kurulduğu zemini güçlendiriyor. İkisini birbirinden kopuk yürütmek, aynı kullanıcıyı iki farklı kapıdan karşılamaya çalışıp birinde eksik bırakmak anlamına geliyor.

Raporlamada konum kırılımını atlamanın riski

Bir kampanyanın genel rakamları iyi göründüğünde bütçeyi büyütme kararı hızlı alınıyor; ama bu rakamın hangi bölgeden geldiğine bakılmadan verilen bir karar, yanlış tarafı büyütme riski taşıyor. Konum kırılımına inmeden yapılan bir bütçe kaydırması, aslında zayıf performans gösteren bir bölgeyi görmezden gelip iyi görünen ortalamanın üzerine daha fazla para koymak olabiliyor. Yeniden pazarlama gibi zaten sıcak bir kitleye seslenen kanallarda bu risk daha da büyüyor, çünkü genel rakam kendiliğinden iyi görünme eğiliminde. Karar vermeden önce raporun bölge kırılımını açmak, hangi ayarın gerçekten işe yaradığını görünür kılan tek adım oluyor.

← Tüm yazılar

Keşfetmeye devam et